• Gazete Manşetleri

logo

reklam
19 Şubat 2018

“SESİMİZİ EL ELE YÜKSELTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

10 yıldır çalıştığı okulundan KHK ile ihraç edilen 20 yıllık eğitim emekçisi Acun Karadağ, Malatya Eğitim Sen’de söyleşiye katıldı.
Eğitim Sen Malatya şubesinde söyleşiye katılan Acun Karadağ, burada yaptığı açıklamada, ihraç sürecini ve kendisi gibi birçok ihraç edilen kişilerin, haksız yere ihraç edildiğini kaydederek şu açıklamalara yer verdi; “Malatya da Eğitim-Senli arkadaşlar bir söyleşi planlamışlar bu ihraçlar üzerine bizi konuk olarak çağırdılar söyleşiye geldik. Neden direnmek gerektiğini anlatacağız, bu direnişlerin neden devam ettiğini ve neden devam etmesi gerektiğini anlatacağız böyle bir söyleşi ile buradayız. Yüksel direnişinin 467. günü bugün, 467 gündür devam eden bir talep var işimizi geri istiyoruz talebi Nuriye ilk çıkmıştı daha sonra ben okulun önüne çıkmıştım ihraç edildikten sonra. İşte Nuriye’den 5 gün sonra ben eyleme başlamıştım, sonra hepsi yükseldi birleşti daha sonra birçok arkadaşlar geldi Malatya da bir direniş devam ediyordu biz yükseliş direnişine geçtiğimizde. Malatya’daki direnişte bir süre sonra 120. gününde artık 120 gün üst üste gözaltına alınan, binlerce liralık para cezası kesilen arkadaşlarımız direnişi ve mücadeleyi bırakmadılar ama Malatya eylemini bitirdiler. Zaman zaman yükseliş direnişine destek veriyorlar, zaman zaman Düzce’ye gidiyorlar. Başka direnişler de var Bodrum’da Engin Karataş öğretmen eylemi halen devam ediyor, Düzce de mimar Alev Şahin halen devam ediyor, devam etmemesi için bir neden yok. Şöyle diyelim, bir iş talebinde bulunduk aslında basit bir talep bir gecede adımızı bir kalemle yazıp bizi ihraç ettikleri gibi aynen o şekilde de geri döndürebilirlerdi, aslında açlık grevinin de yüksel direnişinin de en büyük kazanımı budur. İktidar 5-6 öğretmeni, eğitimcileri, işlerine döndürmekten korktu. Bu korku aslında direnenlerin kazanımıdır en büyük kazanımımız budur. Basit bir talebi bile karşılayamayacak kadar kendine güvenmeyen bir iktidardan bahsediyoruz, yönetemediği bilen bir iktidardan bahsediyoruz, yönetememenin verdiği telaş ve korkuyla saldıran bir iktidardan bahsediyoruz. Direnişimizde her gün polis saldırısına uğruyoruz günde iki defa 13.30 ve 18.00 de polis saldırısı oluyor, gözaltına alınıyoruz. Aslında bu gözaltı da değil, aslında bir kaçırma. Kabahatler kanunundan ceza kesip bizi hastaneden bırakıyorlar, aylardır böyle devam ediyor. Bu neden oluyor eğer bu bir suçsa bunun bir cezası olması lazım. Kabahat işlediğimizi söylüyorlar ama kabahatler kanunundan ceza nasıl kesilir, bulunduğunuz yerden ceza nasıl kesilir ve size tebliğ edilir. Oysa bunlar bizi alandan uzaklaştırmak için böyle bir yöntem bulmuşlar. Günde iki defa, bizim sesimiz kesilsin orda bir açıklama yapmayalım diye gözaltına alıyorlar. Bu korkunun sebebi çünkü bazen biz açıklama yapıp bizi gözaltına aldıktan sonra çevremizde bir kitle alkışlamaya devam ediyor, bu sefer onlara bir saldırı oluyor, hemen plastik mermilerle ya da paint dedikleri içi toz gazla dolu bir plastiği yere atarak insanları oradan kaçırmak, uzaklaştırmak istiyorlar. Yani bilinen bariz korkusu kitlelerin bir araya gelmesi, birlikte söz söylemesi, bir birliğin oluşması, çünkü kendince solu, muhalif kesimi dağıttığını düşünüyor korkutarak. Bu aslında görünen bir şey hiçbir kurumdan bugüne kadar sokağa çıkan, büyük mitingler düzenleyen olmadı bugüne kadar ve bunlarda biraz başarılı olduğunu düşündüğü için bu kadar rahat davranıyor aslında. Yükseliş direnişi devam edecek, iş talebimiz gerçekleşene kadar devam edecek. Belki başka yerlerde başka birlikler oluşacak, kaçınılmaz bir şey çünkü insanların köşeye sıkıştığı, çaresiz olduğu bir dönemdeyiz. Sadece sol muhalif kesimi değil cemaat mensuplarına da aynı şeyler uygulanıyor. Mesela geçenlerde Meriç Nehri’nde kaçmaya çalışırken bir anne baba ve iki çocuğu nehirde boğuldular. Buna trollerin twitter da verdikleri cevaplar, oh olmuş niye kaçtı suçlu filan gibi böyle vicdanı kararmış insanların yorumları vardı öyle değil, şu bir gerçek ki işini elinden aldınız ihraç ettiniz, yurtdışı yasağı koydunuz pasaportunu elinden aldınız, burada başka bir işte çalışmasına izin vermediniz, bir işe girdiğinde SGK’ dan ihraç edilmiştir kodu koydunuz oraya. O kodu gören insanlar iş vermek istemedi ve çocukları aç kaldı, kendileri aç kaldı ve çareyi kaçmakta buldular. Çocuklarını beslemek için başka bir ülkede başka bir hayat aradılar ve mülteci olmayı göze aldılar, siz onları mülteci yaptınız ve ölümlerine neden oldunuz. İktidarın zalimliği, zulmüdür bu. Bugün yapılan hiçbir şeye oh olsun dememek gerekiyor. Çünkü bugün onlara oh olsun dediğinizde yarın bir gün biride size der. Çünkü herkes birbirine yabancılaştırılmış, Kürt Türkten ayrıştırılmış, alevi süniden ayrıştırılmış, ama hepimizin ortak bir noktası var hepimiz ezilen sınıfız. Biraz sınıfsal noktaya bakmak lazım, iktidarın ayrıştırıcı argümanlarını terk etmek lazım. Ancak öyle bir araya gelip birbirimizin yaralarını sarabiliriz ve iktidarın zulmüne karşı durabiliriz, kazanabiliriz. Başka türlüsü mümkün değil. Bölünüp parçalanmak iktidarın ekmeğine yağ sürer. Bu emperyalist bir saldırı bu AKP’nin bir saldırısı değil aslında kişisel bir tercihleri de değil, emperyalizmle birlikte hareket ettikleri için bunlar oluyor. İhraçlarda, darbe filan bahane o yüzden yapılmış değildir ihraçlar2013 de 600.000 kamu işçisini ihraç etmeyi planlıyorlardı ama bu darbe dedikleri onlara Allah’ın lütfu oldu. 600 bin değil ama 150 bin kamu işçisini emekli ettiler. İşten güçten attılar ve patronlara dediler ki, OHAL’den ne sıkıntınız var, kime zararı var OHAL’in bakın grev bile olmuyor o zaman OHAL devam etsin dediler. Bu sermeyeninde işine geldi, iktidarın da işine geldi ama bir tek biz emekçilerin işine gelmiyor. Çünkü biz açız yoksullukla karşı karşıyayız. Birlikte el ele vererek bu süreçten sağlam çıkacağız, ama birlikte çıkacağız. Tek başımıza veya birkaç direnen ile birlikte bu iş olmayacak”

 

Share
954 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ