• Gazete Manşetleri

logo

reklam
16 Kasım 2017

Kemal Kurkut’u öldüren polisin tutuklanmamasına anneden tepki: Bu nasıl adalet?

Diyarbakır Newrozu’nda polis kurşunuyla öldürülen Kemal Kurkut’un katil zanlısı Y.Ş’nin tutuklu yargılanması talebinin reddedilmesine annesi Secan Kurkut, “Zalimler benden aldılar. Bu nasıl adalet?” diyerek tepki gösterdi.

Newroz kutlamasına katılmak için Malatya’dan geldiği Diyarbakır’da Newroz alanı girişinde, arkadan ateş edilerek öldürülen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un müebbet hapisle yargılanan katil zanlısı polis memuru Y.Ş. hakkında mahkemenin “tutuklanmasına gerek yok” kararı Kurkut ailesinin tepkisine neden oldu. Kurkut’un annesi Secan Kurkut, oğlunun el atmadığı odasında karara gözyaşları ile tepki gösterirken, ailenin avukatı Reyhan Yalçındağ Baydemir, polis memurunun tutuklanması taleplerinden vazgeçmeyeceklerini ifade etti.
YAYIN YASAĞI KLASİĞİ
Kurkut’un öldürülmesinin üzerinden yaklaşık 9 ayın geçtiğine dikkat çeken Yalçındağ, bu süre zarfından ailesi ve avukatları olarak dosyanın eksiksiz yürütülmesi, soruşturma aşamasında bütün delillerin dosyaya girmesi ve delillerin karartılmaması, tanıkların tamamına ulaşılması gibi talepleri olduğunu söyledi. Olay yaşanır yaşanmaz faili asker ya da polis olan dosyalarda olduğu gibi bu dosyaya da basın yayın yasağı getirildiğini hatırlatan Yalçındağ, kısıtlama kararı verildiğinden kaynaklı uzun bir süre dosyanın içeriğinden haberdar olamadıklarını, aynı zamanda uzun bir süre kamuoyunun da gelişmeler konusunda bilgilenemediğini kaydetti.
‘TUTUKLAMA İÇİN YETERLİ NEDEN VAR’
Yasa gereği iddianamenin kabulünden sonra gizlilik kararı ve basın yayın yasağının kalktığına dikkat çeken Yalçındağ, “Aile avukatı olarak dosyanın tamamının fotokopisini inceleme şansımız oldu. Yargılamanın yapılacağı 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tensip kararında 60 polis memurunun sicil numarası var. Bu polislerin tamamının dinlenilmesine karar verilmiş. Sadece polisler değil, olay yerinde bulunan sivil vatandaşlar ve herkesin bildiği görüntüleri çeken muhabirin de tanık olarak dinlenmesi gibi bir dizi tanık hazırlığımız var. Aynı zamanda soruşturma boyunca sanık hiç tutuklanmadığı için müdahil taraf olarak delillere etki edebileceği, delillerin zarar görebileceği endişelerimiz mevcuttu. Bu endişelerimiz ceza mahkemeleri yasasında karar altına alınmış. 100’üncü madde tutuklanma gerekçelerini net bir biçimde ortaya koymuştur.
Delillerin karartılması, gizlenmesi, delile etki edilmesi, onun dışında sanığın kaçma şüphesi gibi gerekçeler tutuklanması için yeterli gerekçelerdir. Dolayısıyla tanıkların tamamı sanıkla aynı meslekten olduğu için gerek arkadaşlık, gerek meslektaşlık ilişkisi veya varsa altlık üstlük ilişkisi olabilir diye, birinci talebimiz olarak sanığın tutuklu yargılanmasını bu temelde istedik. İkincisinin zaten delillerin tamamının toplanmamış olmasıdır. Üçüncü bir şey ise, sanık iddianame hazırlanana kadar müebbetle yargılanacağını bilmiyordu. Her ne kadar hakkında adli kontrol kararı varsa da bize göre müebbetle yargılandığını öğrendikten sonra kaçma gibi bir eğilim içerisine girebilir dedik. Bütün bu gerekçeler ile başvuru yaptık” dedi.
‘HERKES İÇERİDE AMA…’
Türkiye’de çoğu dosyada tutuklu yargılamanın esas alındığını, tutuksuz yargılamanın istisna olduğunu sözlerine ekleyen Yalçındağ, şunları belirtti: “Akademisyenler, barış taleplileri, insan hakları savunucuları, avukatlar, milletvekilleri, belediye başkanları, muhalif siyasi partilerin yöneticilerinin tutuklu olarak yargılandığını görüyoruz. Çocuk istismarı, yargısız infazlar veya polis tarafından şehir içerisinde her hangi bir gerekçe ile gerçekleşen infaz veya toplumsal olaylara müdahalede gerçekleşen sivil ölümleri, yine kadına dönük şiddet, çocuk istismarı gibi dosyalarda ise maalesef tutuklanma ile ilgili yargı mekanizmalarının bir eğilim içerisine girmediklerini görüyoruz. Bundan biz hukukçular olarak çok derin endişe duyuyoruz. Düşünce ifade özgürlüğü temel bir hak ama bunu kullanan siyasetçiler içeride. Siyasi düşüncelerini paylaştığı için gençler içeride. Müvekkillerinin otopsilerine veya cenaze törenlerine katıldıkları için avukatlar içeride. HDP’li oldukları için milletvekilleri içeride. Muhalif bir parti oldukları için DBP’li belediyelerin başkanları içeride. Oysaki biz hukukçular olarak yaşam hakkının her türlü hak kategorisinin üstünde olduğunu bir kere daha ifade ediyoruz. Yaşam hakkı ile alakalı her türlü ihlalin üzerine ciddi bir şekilde gidilmeli failler hakkettikleri cezaya çarptırılmalı, caydırıcı cezalar almalıdır. Caydırıcı cezalar getirilmediği sürece maalesef yeni ölümler, yeni infazlar gerçekleşiyor.”
‘KARARLAR DEĞİŞİYOR’
HDPli vekillerin tahliye olduktan sonra yapılan itirazlar üzerine tutuklanabildiğini hatırlatan Yalçındağ, kararların terazinin kefesinde kişiye göre değiştiğini vurguladı. “Bizim rahatsızlığımız terazi kefesi, bir tarafında yer alan kişinin etnisitesinden ve kökeninden ya da muhalif olup olmayışından vesaire bağımsız bir şekilde eşit olarak dengelenmelidir” diyen Yalçındağ, şöyle konuştu: “İnsan hakları dernekleri ve örgütlerinin sürekli aylık ve yıllık raporları var. Rakamlar ortada, tablonun vahameti ortadadır. Sokaklardaki ölüm oranı ortadadır. Kemal Kurkut’un öldürülmesinde olduğu gibi sokaktaki başka öldürülme olaylarına kadar bu tür dosyalarda zamana yayarak, biraz ilgisiz bırakarak unutturmaya terk edilmesi endişemizdir.
Aylarca basın yayın organlarında bununla ilgili haber yapılmasının yasaklanması bile bir şeyi hedefliyor. Çünkü biz bugüne kadar hak ettiği cezaya çarptırılmış bir kolluk görevlisi görmedik. Ne acıdır ki infaz dosyalarında bu kadar isteksiz davranılması fail olan güvenlik görevlilerinin hakkettiği cezaya çarptırılmaması anlamına geliyor. Bir yandan 80 yaşında bir barış annesi iki cümle konuştu diye tutuklu yargılanıyorken, diğer yandan gencecik bir çocuğu bilerek, isteyerek ve kasten öldüren bir polis tutuksuz yargılanıyor. Bunu 80 milyon görüyor. Tablo son derece nettir. Dolayısıyla yargılamanın gidişatına olumsuz bir durum olmasın diye biz bu talebimizi yapmıştık. Önümüzdeki ay duruşma gerçekleşecek. Son derece kapsamlı hem delillerin toplanması hem de diğer tanıklara ulaşılması, eksiksiz bir şekilde dosyanın yürümesi ile ilgili taleplerimiz olacak.”
‘BU NASIL ADALETTİR?’
Oğlu Kurkut’u öldüren katil zanlısı polisin tutuklu yargılanması talebinin reddedilmesine tepki gösteren anne Secan Kurkut ise, oğlunun el atmadığı odasında gözyaşları arasında şunları söyledi: “Oğlumu öldürenlerden şikayetçiyim, sonsuza kadar şikayetçiyim. Ben oğlumu öldürenlerin cezalarını çekmeleri için elimden geleni yapacağım, asla vazgeçmeyeceğim. Bu nasıl adalettir. Zaten ne oluyorsa gençlere oluyor. Asla kabul etmiyorum, suçsuz günahsız olan oğlumu öldürdüler. Böyle bir adalet anlayışı olmaz. Canlı bomba dediler, ancak oğlum vurulduğunda üzerinde elbise bile yoktu. Elinde hiçbir şey yoktu, ne diye vurdular anlamış değiliz. Bir suçu varsa alıp cezaevine götürselerdi ne diye vurdular oğlumu.”
‘ZALİMLER BENDEN ALDI’ 
Eşini erken kaybettiği için oğluna hem annelik hem de babalık yaptığını söyleyen anne Kurkut,  “Oğlumu bu günlere getirebilmek için yemedim yedirdim, içmedim içirdim. Ancak zalimler benden aldılar. 5 yaşındayken babasını kaybettim. Zor koşullarda gündelik bir yevmiyeye giderek çocuğumu büyüttüm. Kemal sessiz sakin biriydi. Bir karıncayı bile incitmezdi. İnşallah Allah oğluma yapılanı, o zalimlere bırakmaz” dedi.

Share
802 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ